Son yıllar da genetik ve moleküler biyolojide meydana gelen gelişmeler, organizmaların genetik yapılarının mühendislik işlemleriyle işlenebilmesi ve biçimlenebilmesini (manipülasyon) olanaklı hale getirmektedir. Bu kapsamda, gen teknolojisinin olanaklarıyla gen değişiminin doğal süreçler içinde mümkün olmadığı başta tarım bitkileri olmak üzere ilgisiz canlı türleri arasında gen aktarımı yapılabilmekte ve organizmaların gen yapıları amaçlı şekilde değiştirilebilmektedir. Böylece, daha fazla ve kaliteli ürün veren, marjinal koşullar a ve zararlılara karşı dayanıklı, gen mühendisliği ürünü
bitki ve hayvan türleri geliştirilebilmektedir. Özellikle, ürün miktarı ve kalitesinde beklenen artışa bağlı olarak gıda yetersizliğinin aşılması yönündeki oluştur ulan beklentiler nedeniyle, genetik olarak değiştirilmiş (GDO) bitkilerin tarımı ( biyoteknolojik tarım) oldukça ilgi çekmekte ve dünyada hızla
yaygınlaşmaktadır. Nitekim, ABD’nin başı çektiği GDO’lara dayalı tarımsal üretimin 1997 yılından itibaren 30 kat artarak, yaklaşık 1.7 milyon hektardan 2001 yılında 53 milyon hektara (Kefi, 2002), 2003 yılı itibari ile ise 63 milyon hektara ulaşması (Açıkgöz, 2004), bu ürünleri kapayan tarımsal biyoteknoloji sektörünün büyüme hızını göstermektedir. GDO’ların üretiminde gözlenen bu artışa karşın, bu ürünlerin kullanımının yol açabileceği sonuçlara ilişkin endişeler dünyada hızla yaygınlaşmaktadır.
GDO’LARIN ETKİLERİ
Gen aktarımlı bitkilerin (GDO’ ların) kullanımının sağlayabileceği yukarıda belirtilen
pratik yararların yanında, bu ürünlerin ekosistemde ve gelişmekte olan ülkeler in sosyoekonomik
yapılarında çeşitli sor unlara yol açabileceği düşünülmektedir.
Ekolojik Etkileri
GDO’ların doğal çevreye bırakılmaları halinde, ekosistemde ve gelişmekte olan
ülkelerin gen kaynaklarında doğurabileceği etkiler nedeniyle bu ürünlerin kullanımı endişe
yaratmaktadır. Nitekim, bir süredir yapılan deneysel çalışmalar sonucu, GDO’ların
ekosisteme yönelik etkilerine ilişkin önemsenecek ölçüde bulgulara ulaşılması, bu yöndeki
endişelere haklılık kazandırmaktadır.
GDO’ların ekosisteme etkileri, potansiyel ve anlaşılan etkiler olmak üzere iki açıdan
ele alınmaktadır. Sözü edilen ürünlerin, uzun vadeli çevresel etkileri tam olarak bilinmemekle
beraber, çevreye serbest bırakılmaları durumunda bu ürünlerden diğer çeşitlere gen kaçışı,
yapay gen transferi ve hibritleşme gibi yollarla sözü geçen ürünler den çevreye gen kaçışı
olasılığı bulunmaktadır. Bu durum ise, değiştirilen genetik özelliklerin kontrolsüz şekilde
çevreye yayılma riskine bağlı olarak çeşitli potansiyel riskleri getirmektedir (Kaya ve Tolun,
2000).
Sözü edilen ürünlerin kullanımının sonucunda ortaya çıkabilecek potansiyel risklerin
varlığı bir çok deneysel çalışma tarafından ortaya konulmaktadır. Bu kapsamda, herbisite (ot
öldürücü ilaç) karşı dirençli Kaba darısı (Sorghum bicolor) ile bu tür ün yakın akrabası olan
Halep darısı (Sorghum halepense) arasında hibritleşmeye bağlı olarak gen kaçışının
gerçekleştiğinin kanıtlandığı belirtilmektedir (Freeman ve Herron, 2002:3).
GDO’lar dan diğer ürünlere gen kaçışının doğurabileceği riskler ; organizmaların
zamanla genetik özgünlükler ini kaybetmesi, uzun vadede dirençli yabani ot ve böceklerin
ortaya çıkması sonucu zirai ilaçların kullanımının artışının kaçınılmaz hale gelmesi, tür
sosyolojisinin bozulması nedeniyle popülasyonlar arasındaki dengeler in ortadan kalkması
şeklinde öngörülmektedir.
KAYNAK : TEMA VAKFI DERLEYEN: A.E.